Avrupa’da, 18. asra kadar sanık ile suçlu birbirine karıştırılır, sanığın suçsuz olması ihtimali gayeye aykırı sayılırdı. 18. asrın ikinci yarısında, zamanın felsefi ve liberal akımlarının tesiri ile, sanığın korunması safhasına ulaşıldı. Bu şekilde, devlet kudretinin kötüye kullanılmasını önleme ve ferdi koruma gayesi güdülüyordu. Sanıkları suçlu görme ve cezalandırma temayüllerine karşı bir tepki olan bu ikinci safhanın sembolü, “Sanık, suçluluğu sabit oluncaya kadar masum sayılır.” ilkesiydi. Bu ilke daha sonra insan hakları sözleşmesine girmiştir.